Haber Detayı
30 Ocak 2018 - Salı 00:28
 
AĞRI’DAN DILOVASI'NA UZANAN, UZUN BİR HİKAYE…
Acemi birliği egitimimi Foça Komando Okulu’nda tamamladıktan sonra usta birliği olarak özel bir dağıtımla Kocaeli Jandarma Alayı, Tütünçiftlik Komando Bölüğü’ne düşmüştüm. Askerlik anılarıma çok fazla değinmeyecegim, cunku askeri konuşturursan 20 ay hiç durmadan konuşur. Sadece bir-iki anımı anlatmadan geçemeyecegim.
- Haberi
 AĞRI’DAN DILOVASI'NA UZANAN, UZUN BİR HİKAYE…

    
      Acemi birliği egitimimi Foça Komando Okulu’nda tamamladıktan sonra usta birliği olarak özel bir dağıtımla Kocaeli Jandarma Alayı, Tütünçiftlik Komando Bölüğü’ne düşmüştüm. Askerlik anılarıma çok fazla değinmeyecegim, cunku askeri konuşturursan 20 ay hiç durmadan konuşur. Sadece bir-iki anımı anlatmadan geçemeyecegim.
 
      12 Eylül’deki darbenin hemen hemen dort ay sonrası idi. Alay Komutanlığı’nın talimatıyla, konum gereği biraz karışık olan Dilovasi’nda geçici seyyar karakol oluşturuldu ve bu karakola da karakol komutan yardımcısı olarak beni sectiler. O dönem Nasaş Alüminyum Fabrikası’nin içinde karakol kuruldu ve rutin asayiş görevine başladık. Komutanım dahil bir çok arkadaşım Dilovasi’ndan olduğumu biliyordu. Zaman zaman asayiş uygulamalarında, özellikle kahvehanelerde yapmış olduğumuz kimlik kontrollerinde ilginç olaylarla karşılaşıyordum. beni tanıyan bir çok kişi sirf muziplik olsun diye kimliğini göstermiyordu, hatta çok samimi arkadaşlarım ‘’Ulan yavşak, kim olduğumuzu bile bile ne diye kimlik soruyorsun?’’ diye bir de gider yaparlardi. Bir seferinde de bir görev çıktı. Duvarlarda yazılan tüm yazılar silinecek ve yeni mahalleden başlanacakti. Işte o mahalle, benim mahallemdi. Emir, emirdir deyip başladık mahalledeki tüm yazıları silmeye. Mahallemizdeki çeşmeler, o dönemde dışarıdaydı yeni yerleşim yeri olduğu için de henüz evlere su verilmemişti. Tüm mahalle halkı su ihtiyacını bu çeşmelerden temin ederlerdi. Işte o çeşmelerden biri de Kutup Amca’nın evinin yanındaydı. Onun duvarını silerken su almak için bekleyen mahalledeki ablalar, kızlar da doğal olarak beni tanıyor, ‘’Cevdet, yazmak mı zor silmek mi?’’ diye bayağı gülduler. Bununla birlikte devriye gezen diğer arkadaşlarımız kimliksiz kimi yakalıyorsalar hepsi de bir agizdan: ‘’Biz Cevdet’in dayısının oğluyuz.’’ diyorlardı. Bir gün karakol komutanımız, sabah iştimasından sonra devriyeye çıkacak olan time ‘’Arkadaşlar, Cevdet’in dayısının çocuklarını yakaladığınızda serbest bırakın, amcasının çocuklarını alın getirin.’’ diye takılmıştı.
     
      İyi bir asker olmam benim firar etmeme engel olamamıştı. Diliskelesi Spor Kulübü ile yapmış olduğumuz tüm maçlar derbi düzeyindeydi, tıpkı bir GS-FB derbisi tarzında idi. Iki kulübün kendi aralarında düzenlemiş oldukları turnuvada, final oynayacağımız maçta firar edip maça gittim ve o maçta kupayı aldiktan sonra aynı gece gidip teslim oldum. Unutulması mümkün olmayan güzel bir anıydı. Bir de bunu belirtmeden geçemeyecegim yeğenim: Ersin Alparslan Izmit’ten Tütünçiftlik’teki birliğime, beni ziyarete gelmişti ve o gün de ben dış görevdeydim. Dış görevdeki yerimizi öğrenmişti ve  takriben bes kilometre uzaklıktaki Petkim Fabrikası’nın önündeki nöbet tuttuğumuz yere gelmis ama tam o sırada benim nöbet bittigi icin ben bölüğe geri dönüyordum. Ersin ile görüşmemiz mümkün olmadı o gun. Akşam nöbetten dönen devriye bir karton Samsun sigarasıyla tatlı vs dolu bir poşet verdiler, ‘’Yegenin Ersin Alparslan bıraktı’’ dediler. Asıl işin en üzücü yanı ise Ersin bütün parasını benim icin harcamış, cebinde dönüş parası kalmamış ve Tütünçiftlik’ten Izmit’e kadar yürüyerek gitmişti. Bunu sonradan duyduğumda çok üzülmüştüm (Cansın yeğenim). Neyse Uzatmayalım, askerlik bitti, sivil hayata dönüş yaptık. Polisan Boya Fabrikası’nda 2 yılı işçi, 3 yili bekci olmak üzere toplam 5 yıl calistim. Bu arada Ali Ozdemir de kız kardeşimle evlendi. Bu evlilik Ismail Ozdemir ile olan arkadaşlık bağlarimızı daha da güçlü bir hale getirmişti. Günün birinde karar verdik; ticaret yapacaktık. Bu arada Ismail zaten Diliskelesi’nde Sinan Yaşar’la ortak market işletiyordu. Bu marketin daha büyüğünü Dilovası’na açmayı düşünüyorduk. O günkü şartlarda ben fabrikadan ayrıldım ve Ismail ile birlikte ortaya koymuş olduğumuz mütevazı bir sermaye ile büyük hayallere doğru yol aldık. Market açmak için çıktığımız yolda biraz da Kocaeli’nde oturan eniştem Sevki Alpaslan’in öneri ve desteğiyle konfeksiyon atolyesi açmaya karar verdik 1988 yilinda. Bu arada Ismail de bize enişte olmuştu, yeğenimle nişanlanmıştı.

      Doğal olarak biz iki iyi arkadaş olduğumuz için konfeksiyonun ismini de ARKADAŞ GİYİM koymustuk. Arkadaş Giyim, Dilovası esnafının ufkunu açan bir mağazaydi, o dönemleri bilenler çok iyi bilir. Dilovasi’nda böylesine güzel bir mağaza ilk defa açılmıştı ve hala da sanmıyorum ki ARKADAŞ GİYIM gibi bir mağazanın olsun. Esas bu girişimciliğimizin altında yatan temel etken bizim hayallerimizdi, hayallerimizi gerçekleştireceğimiz tek yer de memleketimiz diye kabul ettiğimiz Dilovasi’ydi… Dilovası kalkınmaya layık bir beldeydi. Bizler yıllar once, belki de bu son 15 yılın furyası olan AVM anlayışını o dönemlerde ARKADAS GIYIM’in ardından bir katı süper market, bir katı da giyim magazasi olan büyük alışveriş merkezi olarak hayata geçirmiştik. Tek idealimiz kaliteli ve temiz hizmet sunmaktı. Zaten para kazanmak hep ikinci planda kalmıştı bu hikayede. Bu ticari faaliyetimiz Dilovasi’nda uzun bir süre devam etti, sonraki dönemlerde Ismail ile ticarette yollarımız ayrıldı. 

      Zaman acısıyla, tatlısıyla bu ticari birlikteliğimizdeki nasibi sonlandırmiştı; ama dostluğumuz, kardeşliğimiz hala eskisi gibi aynı saygı ve sevgi ile devam ediyor. Bu ayrılıştan sonra ben Yemenim Kundura’yı açarak ticari hayatıma devam ettim. Ismail de gemicilik işine devam etti. Bir sure sonra şartlar ve imkansızlıkla sebebiyle Yemenim Kundura’yı da kapattık, çok detaylara girmenin bir anlamı yok. Anlamı olan tek şey geçmişte yaşanmış olan güzel anılardır. DİLOVASI BENİM HAYAT OKULUMDUR ve yol haritamdır. Ben hala o eski Dilovası’nı çok seviyorum, orasi bana çok şey kattı acısıyla, tatlısıyla… Cocukluğumu, gençliğimi, siyasi hayatımı, futbol hayatımı ve arkadaşlıklarımı Dilovası’nda doya doya yaşadım. Eger var ise bir hakkım üzerinizde helal olsun Dilovasi’nin güzel insanlar. Sizin de illaki bir çok hakkınız vardır bende,sizzler de helal edin.

      Bu anlattığım hikaye 1974’te başlayan, 1993’te son bulan ve AĞRIDAN BAŞLAYAN DİLOVASINDA SON BULAN BİR HİKAYENİN BAŞLANGICI VE SONUYDU.
 ‘’Simdi neredesin?’’ sorusuna verebileceğim en güzel cevap: BEN ÇOK ZENGİN OLDUM ARKADAŞLAR. Ben yatırımlarımı mala, mülke yapmadım, insana yaptım. Bir gün Adana’dayim, birgün Elaziğ’da, Diyarbakır’da, Batman’da, Mardinde, Sırnak’ta, Hakkari’de, Van’da, Iğdır’da, Erzurum’da, Erzincan’da, Tunceli’de, Adıyaman, Sanli Urfa, Mersin, Kahraman Maraş, kısacası Anadolu’nun topraklarında tüm insanı değerlerle yoğrulmuş gönlü,yüreği güzel insanlarla birlikte MALATYA’da evimdeyim. 
Yediden yetmişe herkese bana katlanıp bu hikayemi okuduğunuz için tüm samimiyetimle çok teşekkür ederim. 
                                                                                                            Saygılarımla 
                                                                                                           Cevdet Toprak

Kaynak: Editör:
Etiketler: , AĞRI’DAN, DILOVASI'NA, UZANAN,, UZUN, BİR, HİKAYE…,
Yorumlar
Haber Yazılımı